Anadolu'da geçmişten günümüze ulaşan pek çok gelenek, günlük hayatta kullanılan sıradan eşyaların ardında farklı anlamlar barındırıyor. Bunlardan biri de özellikle yaşlı kadınların yeleklerinde, hırkalarında ve yakalarında taşıdığı çengelli iğne.
Bugün çoğunlukla kıyafetleri tutturmak için kullanılan çengelli iğne, eski halk inanışlarında demire yüklenen koruyucu özelliklerle de ilişkilendiriliyordu.
Peki, çengelli iğnenin alkarısı efsanesiyle nasıl bir bağlantısı vardı?
ESKİ TÜRK İNANIŞLARINDA DEMİRİN KORUYUCU GÜCÜ
Türk halk kültüründe demir, yalnızca günlük yaşamda kullanılan bir maden değildi. Bazı inanışlarda kötü ruhları uzaklaştırdığına ve insanları görünmeyen tehlikelerden koruduğuna inanılırdı.
Bu nedenle özellikle doğumdan sonraki dönemde anne ve bebeğin çevresinde demirden yapılmış eşyalar bulundurulurdu.
Makas, bıçak ve iğne gibi eşyalar, halk arasında kötülüklerden korunmak amacıyla kullanılan nesneler arasında yer alıyordu.
ALKARISI KİMDİ, NEDEN DEMİRDEN KORKARDI?
Anadolu'nun pek çok yöresinde anlatılan alkarısı, özellikle yeni doğum yapmış kadınlara ve bebeklerine zarar verdiğine inanılan doğaüstü bir varlıktı.
Halk arasında bu varlıkla ilişkilendirilen durumlar “albasması” olarak adlandırılıyordu.
Efsanelere göre alkarısı demirden korkuyordu. Bu nedenle lohusa kadınların bulunduğu odalarda demirden yapılmış eşyalar bulundurulması, onları korumaya yönelik geleneksel uygulamalardan biriydi.
ALKARISININ YAKASINA İĞNE TAKILIRSA NE OLURDU?
Alkarısıyla ilgili anlatıların en dikkat çekici bölümlerinden biri, onu yakalamak için kullanılan iğneydi.
Rivayetlere göre alkarısını yakalayıp yakasına veya göğsüne bir iğne takmayı başaran kişi, onu esir edebiliyordu.
Alkarısının bu iğneyi kendi başına çıkaramadığına ve kendisini yakalayan kişinin evinde hizmet etmek zorunda kaldığına inanılıyordu.
Bazı anlatılarda alkarısının yıllarca ev işlerinde çalıştırıldığı, yemek yaptığı ve hamur yoğurduğu söyleniyordu.

SİVAS'TA ANLATILAN YEDİ YILLIK ALKARISI EFSANESİ
Sivas yöresinden derlenen bir halk anlatısında, bir adamın yakasına iğne taktığı alkarısını yedi yıl boyunca evinde çalıştırdığı rivayet ediliyor.
Efsaneye göre alkarısı, günün birinde çeşme başına gidiyor. Burada oynayan bir çocuktan yakasındaki iğneyi çıkarmasını istiyor.
Çocuk iğneyi çıkarınca alkarısı özgürlüğüne kavuşuyor.
Ancak evden ayrılırken kendisini yıllarca çalıştıran aileye beddua ediyor.
“Ocağınızdan hamur, evinizden gübür eksik olmasın!”
Alkarısı anlatılarıyla ilişkilendirilen beddualardan biri de şöyle:
“Ocağınızdan hamur, evinizden gübür eksik olmasın!”
İlk bakışta bolluk ve bereket dileğini andıran bu söz, anlatıda farklı bir anlam taşıyor.
Buradaki “gübür” sözcüğü kir ve süprüntü anlamında kullanılıyor. Beddua, evde işlerin hiç bitmemesi, sürekli hamur yoğrulması ve temizlik yapılması şeklinde yorumlanıyor.

AL OCAĞI VE AL OCAKLISI NE ANLAMA GELİYORDU?
Anadolu halk inanışlarında alkarısıyla mücadele edebildiğine inanılan bazı aileler “Al Ocağı” veya “Al Ocaklısı” olarak anılıyordu.
Bu ailelerin alkarısını etkisiz hâle getirdiğine veya ondan bir daha zarar vermeyeceğine ilişkin söz aldığına inanılırdı.
Al Ocaklısı olarak bilinen kişilerin, lohusa kadınları albasmasından koruyabildiği düşünülürdü.
Bu inanışlar, Anadolu'nun farklı bölgelerinde değişik anlatılar ve uygulamalarla kuşaktan kuşağa aktarıldı.
Peki, babaannelerimiz neden yakalarında çengelli iğne taşırdı?
Çengelli iğne, günlük hayatta kıyafetleri tutturmak amacıyla kullanılan pratik bir eşyaydı. Bununla birlikte demire koruyucu anlam yükleyen halk inanışları, iğnelerin bazı durumlarda manevi bir amaçla taşınmasına da zemin hazırlamış olabilir.
Ancak her yaşlı kadının yakasındaki çengelli iğnenin alkarısından korunmak için takıldığını söylemek doğru değil. Bu kullanımın doğrudan alkarısı inanışından kaynaklandığına ilişkin genelleme yapmak da mümkün değil.
Alkarısı, albasması ve demirin koruyuculuğuna ilişkin anlatılar, bilimsel olarak doğrulanmış olaylar değil, Türk halk kültürünün sözlü gelenekleri arasında yer alan inanışlardır.
Bugün bize sıradan görünen bir çengelli iğne, geçmişin inanç dünyasında çok daha farklı anlamlarla ilişkilendirilmiş olabiliyordu.
Sizin babaannenizin veya anneannenizin yakasında da çengelli iğne olur muydu? Büyükleriniz bunun nedenini hiç anlatmış mıydı?
Muhabir: Merve Kayış





