1980'li yıllarda Libya çölünde, yıldızların altında farklı ülkelerden silahlı hareketlerin üyeleri bir araya geliyordu. Gitar seslerinin yükseldiği ortamda silahlar ve mühimmat yerde dururken, farklı diller konuşan bu kişiler askerî eğitim alıyordu. Aralarında Kolombiya'dan gelen ve İnan Lora adıyla tanınan bir genç de vardı.
Ülkesinde devam eden iç savaşın etkisiyle silahlı mücadeleye katılan Lora, 19 Nisan Hareketi (M-19) üyesiydi. Libya'da Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) mensupları ve Nelson Mandela'nın liderliğindeki Afrika Ulusal Kongresinden (ANC) savaşçılarla birlikte eğitim gördü. Farklı ülkelerden gelen bu kişileri bir araya getiren unsur, sömürgecilik, sürgün ve direniş konusunda benzer deneyimlere sahip olmalarıydı.
Aradan yaklaşık 40 yıl geçtikten sonra, Mart 2024'te Kolombiya'nın kuzeyindeki Cordoba bölgesinde bir konuşma yapan dönemin Cumhurbaşkanı Gustavo Petro, eski yol arkadaşı Lora'nın hikâyesini anlattı. Petro, Lora'nın M-19 mensubu olarak Libya çölünde FKÖ savaşçılarıyla birlikte eğitim aldığını hatırlattı ve Filistin'e verdiği desteğin nedenini ortak mücadele geçmişine bağladı.
Kendisinin Libya'daki eğitimlere katılmadığı bilinen Petro, gençlik yıllarında benimsediği düşüncelerle Filistin meselesi arasında bağ kurdu. Onun açısından Libya çölü, yalnızca askerî eğitim verilen bir yer değil, Asya, Afrika ve Latin Amerika'dan gelen hareketlerin ortak mücadele anlayışında buluştuğu bir alandı.
Petro, Filistin'i uzak bir coğrafyada yaşanan ve yalnızca insani yardımla ele alınabilecek bir mesele olarak görmedi. Filistinlilerin mücadelesini, Küresel Güney ülkelerinin sömürgecilik, emperyalizm ve siyasi baskıya karşı yürüttüğü tarihsel mücadelelerin bir parçası olarak değerlendirdi.
Gençliğinde silahlı bir harekete katılan, daha sonra parlamentoya giren ve 2022'de Kolombiya'nın ilk solcu cumhurbaşkanı seçilen Petro'nun Filistin'e yaklaşımı, siyasi kariyerinin farklı dönemlerinde belirleyici oldu.
Özellikle İsrail'in Ekim 2023'te Gazze'ye yönelik saldırılarının ardından yaptığı açıklamalar ve aldığı diplomatik kararlar, Petro'yu uluslararası kamuoyunda Filistin'e verdiği destekle öne çıkan liderlerden biri haline getirdi.
Gustavo Petro'nun çocukluğu ve siyasi düşüncelerinin oluşumu
Tam adı Gustavo Francisco Petro Urrego olan Kolombiyalı siyasetçi, 19 Nisan 1960'ta ülkenin kuzeyindeki Cordoba bölgesinde dünyaya geldi. Kırsal kesimde yaşayan ailesi, ekonomik zorluklar ve ülkedeki şiddet olayları nedeniyle başkent Bogota'ya göç etti.
Orta sınıf bir aile ortamında büyüyen Petro'nun siyasi düşünceleri, yalnızca eğitim hayatından değil, çocukluğunda yaşadığı olaylardan ve Latin Amerika'daki gelişmelerden de etkilendi.
Petro, çocukluk yıllarını anlatırken babasının Küba Devrimi'nin önemli isimlerinden Ernesto Che Guevara'nın ölümünün ardından ağladığını hatırlattı. Ayrıca 1973'te Şili'de Salvador Allende yönetimine karşı düzenlenen askerî darbenin de kendisinde derin izler bıraktığını belirtti.
Şili'deki darbe sırasında başkanlık sarayı La Moneda bombalanmış, seçilmiş sosyalist Cumhurbaşkanı Salvador Allende hayatını kaybetmişti. Bu gelişmeler, Latin Amerika'da sol hareketlerin ve dış müdahalelerin yoğun biçimde tartışıldığı bir dönemde Petro'nun siyasi düşüncelerinin şekillenmesinde etkili oldu.
Petro'yu tanıyan bazı isimlere göre onun gençlik yıllarındaki siyasi bilinci, aile içinde yaşadıkları kadar Latin Amerika'da görülen eşitsizliklerden ve ABD'nin bölgedeki müdahalelerinden de etkilendi.
Katolik okullarında eğitim alan Petro, daha sonra Kolombiya Externado Üniversitesinde öğrenim gördü. Kamu yönetimi, ekonomi, çevre ve kalkınma alanlarına yöneldi. Eğitim hayatında ekonomi ve yönetim alanlarında lisansüstü çalışmalar yaptı.
Ancak Petro'nun siyasi kariyerini belirleyen en önemli gelişme, genç yaşta silahlı bir harekete katılması oldu.
17 yaşında M-19 hareketine katıldı
Gustavo Petro, 1970'li yılların sonlarında, 17 yaşındayken Kolombiya'daki solcu silahlı örgüt M-19'a katıldı.
Küba Devrimi'nden etkilenen örgüt, sosyalist düşünceleri savunuyor ve ülkedeki siyasi düzeni değiştirmeyi amaçlıyordu. Petro, örgüte katıldığında Kolombiyalı yazar Gabriel Garcia Marquez'in Yüzyıllık Yalnızlık romanındaki karakterlerden esinlenerek kendisine "Aureliano" adını seçti.
Bununla birlikte Petro, örgüt içinde ön saflarda silahlı çatışmalara katılan bir isim olarak tanınmadı. Bazı eski yol arkadaşları onun askerî açıdan başarılı bir örgüt mensubu olmadığını belirtti. Petro da sonraki yıllarda yaptığı açıklamalarda, devrimci mücadeleye inansa da doğrudan silahlı faaliyetlerde bulunmayı hedeflemediğini ifade etti.
Petro'nun hayatındaki önemli dönüm noktalarından biri, Kasım 1985'te Bogota'daki Adalet Sarayı'nın M-19 üyeleri tarafından basılması oldu.
Örgüt mensupları binada yaklaşık 350 kişiyi rehin aldı. Güvenlik güçlerinin müdahalesiyle iki gün süren olaylarda 98 kişinin hayatını kaybettiği bildirildi. Kolombiya'nın yakın tarihindeki en kanlı olaylardan biri olarak kayıtlara geçen baskın, ülkede büyük tartışmalara neden oldu.
Olay sırasında cezaevinde bulunan Petro, baskına katılmadı. Daha sonra Adalet Sarayı baskınıyla ilişkilendirilmesine yönelik suçlamaları da reddetti.
Kolombiya'daki silahlı çatışmaların sona erdirilmesi için yürütülen görüşmeler sonucunda M-19, 1990'da hükümetle barış anlaşması imzalayarak silah bıraktı.
Bu gelişme, Petro'nun silahlı hareket üyeliğinden yasal siyasete geçişini sağladı.
Silahlı hareketten parlamentoya uzanan kariyeri
M-19'un silah bırakmasının ardından Gustavo Petro, eski örgüt üyeleriyle birlikte Demokratik İttifak adlı siyasi hareketin kuruluşunda yer aldı.
Hareket, 1991'deki anayasal dönüşüm sürecinde önemli bir siyasi güç haline geldi. Petro da bu süreçte parlamentoya girerek yasal siyaset alanında faaliyet göstermeye başladı.
1994-1996 yıllarında Kolombiya'nın Belçika Büyükelçiliğinde insan hakları alanında diplomatik görev üstlendi. Daha sonra eski Demokratik İttifak üyeleriyle oluşturduğu Alternatif Yol hareketinin desteğiyle 1998'de yeniden Temsilciler Meclisine seçildi.
Parlamentodaki faaliyetleri sırasında özellikle yolsuzluk iddiaları, siyasi nüfuz ilişkileri ve kamu yönetimine yönelik eleştirileriyle dikkat çekti. Bu çalışmaları nedeniyle 2010 yılında yılın parlamenteri ve yılın siyasi figürü olarak değerlendirildi.
Petro, siyasi kariyerinde sosyal adalet, gelir dağılımı, çevre politikaları, kadın hakları ve ayrımcılıkla mücadele gibi konuları öne çıkardı.
2012-2015 yıllarında Bogota Belediye Başkanlığı görevini yürüttü. Bu dönemde sosyal hizmetler, ücretsiz eğitim, düşük gelirli kesimlere yönelik destekler ve çevre politikaları alanında çeşitli reformlar uygulamaya çalıştı.
Ancak belediye yönetimi sırasında aldığı kararlar ve uyguladığı politikalar, Kolombiya siyasetinde tartışmalara yol açtı.
Kolombiya'nın ilk solcu cumhurbaşkanı oldu
Kolombiya'da uzun yıllar boyunca merkez sağ ve muhafazakâr siyasi partilerin etkisi belirleyici oldu. Ülkenin onlarca yıl süren iç çatışmaları nedeniyle sol siyasi hareketler, güvenlik ve ekonomi politikaları üzerinden yoğun eleştirilerle karşılaştı.
Petro'nun cumhurbaşkanlığına aday olduğu dönemlerde de bu siyasi tablo etkisini sürdürdü. Solcu bir siyasetçinin ülkenin en üst makamına ulaşması, uzun süre ihtimal dışı görüldü.
Kolombiyalı siyasi yorumcu Jorge Hernandez'in değerlendirmesine göre ülkede muhafazakâr düşünce güçlüydü ve toplumda değişimin tehlikeli sonuçlar doğurabileceğine ilişkin yaygın bir algı bulunuyordu.
Özellikle Venezuela'da yaşanan ekonomik kriz, Kolombiya'da sol siyasi hareketlere karşı kullanılan başlıca örneklerden biri haline geldi.
Petro'nun 2022'deki seçimlerdeki rakibi, iş insanı Rodolfo Hernandez de onun politikalarının Kolombiya'yı Venezuela'ya dönüştürebileceğini savundu.
Petro ise seçim kampanyasında gelir eşitsizliğinin azaltılması, sosyal hizmetlerin güçlendirilmesi, çevre politikalarının değiştirilmesi ve ekonominin fosil yakıtlara bağımlılığının azaltılması gibi vaatlerde bulundu.
19 Haziran 2022'de yapılan cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turunda oyların yaklaşık yüzde 50,8'ini alan Petro, Kolombiya'nın ilk solcu cumhurbaşkanı seçildi.
7 Ağustos 2022'de göreve başlayan Petro, yaklaşık 12 yılını M-19 hareketinin saflarında geçirmiş bir siyasetçiden ülkenin devlet başkanına dönüşmesiyle Kolombiya tarihinde farklı bir yer edindi.
Seçim zaferinin ardından yaptığı konuşmada, kendisine oy verenleri hayal kırıklığına uğratmayacağını belirterek ülkenin değişeceğini söyledi.
Reform vaatleri siyasi engellerle karşılaştı
Petro yönetimi, göreve geldikten sonra sağlık, emeklilik, çalışma hayatı, vergi sistemi ve enerji politikalarında kapsamlı değişiklikler yapmayı hedefledi.
Öncelikleri arasında yüksek gelir gruplarından daha fazla vergi alınması, sosyal hizmetlerde devletin rolünün artırılması ve madencilik ile fosil yakıtlara bağımlılığın azaltılması bulunuyordu.
Ancak Petro'yu iktidara taşıyan sol ve merkez sol partilerin oluşturduğu Tarihsel Pakt ittifakı, parlamentoda tek başına çoğunluk sağlayamadı.
Bu nedenle hükümet, ilk dönemde merkez ve sağ partilerle iş birliğine yöneldi.
Kasım 2022'de kabul edilen vergi reformu, Petro yönetiminin ilk önemli yasama adımlarından biri oldu. Düzenlemeyle yüksek gelir gruplarına yönelik vergiler artırılırken madencilik ve enerji sektörlerindeki bazı kazançlara ek yükümlülükler getirildi.
Kolombiya Maliye Bakanlığının o dönemdeki tahminlerine göre reformun, 2023 ve 2024 yıllarında devlet gelirlerini gayrisafi yurt içi hasılanın yaklaşık yüzde 1,3'ü oranında artırması bekleniyordu.
Petro, sağlık, enerji ve emeklilik sistemlerinde devletin rolünü güçlendirmeyi ve özel sektörün etkisini sınırlandırmayı amaçladı. Bu yaklaşımını, kârın toplumsal hakların önüne geçmemesi gerektiği görüşüyle savundu.
Emeklilik reformu, özel emeklilik fonlarının etkisini azaltmayı hedefleyen düzenlemeleriyle öne çıktı. Buna karşılık sağlık, çalışma hayatı ve eğitim alanlarındaki reform girişimleri parlamentoda ciddi dirençle karşılaştı.
Nisan 2023'te hükümeti destekleyen siyasi ittifakın dağılması, Petro'nun reform programını uygulamasını daha da zorlaştırdı.
Özellikle sağlık sisteminde özel sektörün rolünü azaltmayı amaçlayan girişimler, muhalefet partileri ve ilgili sektörler tarafından eleştirildi. Petro yönetimi, parlamentoda yeterli desteği sağlayamadığı için bazı reform önerilerinde değişiklik yapmak ve geri adım atmak zorunda kaldı.
Sağlık reformu yasalaşmazken hükümet, özel sağlık sigortası şirketlerinin bir bölümünün yönetimini devraldı. Bu süreçte sağlık sisteminde devletin denetim ve yönetim rolü genişletildi.
Enerji alanında da özel şirketlerin etkisini azaltmak ve yerel toplulukların enerji üretimine katılımını artırmak isteyen Petro, düzenleyici kurumlarla anlaşmazlıklar yaşadı.
Öte yandan silahlı gruplarla müzakereler yoluyla ülkedeki şiddeti azaltmayı amaçlayan "Topyekûn Barış" politikası da tartışmalara neden oldu.
Bazı bölgelerde güvenlik sorunlarının devam etmesi ve silahlı grupların faaliyetlerini genişletmesi, hükümetin barış politikasına yönelik eleştirileri artırdı.
İç politikadaki bu sorunlara rağmen Petro, dış politikada Kolombiya'nın geleneksel çizgisini değiştirmeye yöneldi. Özellikle ABD ve İsrail ile ilişkilerde izlediği politika, cumhurbaşkanlığı döneminin belirleyici konularından biri oldu.
Kolombiya ile İsrail arasındaki köklü askerî ilişkiler
Petro'nun İsrail'e yönelik kararlarının önemini anlamak için Kolombiya ile İsrail arasındaki uzun yıllara dayanan askerî ve güvenlik ilişkilerine bakmak gerekiyor.
Kolombiya, Soğuk Savaş döneminden itibaren İsrail savunma sanayisinin Latin Amerika'daki önemli müşterilerinden biri oldu. İki ülke arasındaki iş birliği, silah tedarikinin yanı sıra askerî eğitim, istihbarat ve güvenlik teknolojilerini de kapsadı.
Kolombiya'nın İsrail ile yakın ilişkileri nedeniyle ülke, geçmişte bazı siyasi çevreler tarafından "Latin Amerika'nın İsrail'i" olarak nitelendirildi.
ArabicPost'un aktardığına göre 1980'li yıllarda Kolombiya Cumhurbaşkanı Virgilio Barco Vargas, Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri (FARC) ile mücadele kapsamında emekli İsrailli General Rafael Eitan'dan danışmanlık aldı.
Kaynakta, Eitan'ın 1982'de Lübnan'daki Sabra ve Şatilla katliamlarında rol oynadığı, ayrıca Kolombiya hükümetine solcu Yurtsever Birlik (UP) mensuplarının hedef alınmasını içeren bir plan sunduğu ileri sürülüyor.
Araştırmacı Gabriel Levine-Drizin'in çalışmalarına dayandırılan bilgilere göre, bu dönemde Kolombiya'da yargısız infazlar, keyfî gözaltılar ve sistematik kaçırmalar yaşandı. Kolombiya'daki ilgili yargı makamları, Yurtsever Birlik üyelerine yönelik şiddeti daha sonra "siyasi soykırım" olarak nitelendirdi.
Kaynakta ayrıca Kolombiya'daki sağcı paramiliter grupların İsrailli eski askerlerden eğitim aldığı belirtiliyor. Özellikle Kolombiya Birleşik Öz Savunma Güçleri (AUC) ile bağlantılı Carlos ve Fidel Castaño kardeşlerin, eski İsrailli asker Yair Klein'ın yönettiği bir şirket tarafından eğitildiği aktarılıyor.
Carlos Castaño'nun 1980'li yıllarda İsrail'de de askerî eğitim aldığı ve paramiliter yapılanmalar konusunda İsrail'den etkilendiğini anılarında anlattığı belirtiliyor. Kaynakta söz konusu silahlı grupların Kolombiya iç savaşında yaklaşık 100 bin sivilin ölümünden sorumlu tutulduğu ifade ediliyor.
Kolombiya'da ölüm mangalarını eğitmekten gıyabında mahkûm edilen Klein'ın İsrail tarafından iade edilmediği de aktarılıyor. Petro ise Rafael Eitan ve Yair Klein'ı Kolombiya'daki katliamlar ve soykırım suçlarıyla ilişkilendiren açıklamalarda bulundu.
İki ülke arasındaki askerî ilişkiler, 2000'li yıllarda da devam etti. Özellikle 2002-2010 yılları arasında görev yapan Cumhurbaşkanı Alvaro Uribe döneminde İsrail ile güvenlik ve istihbarat alanındaki iş birliği genişledi.
Kaynakta, İsrail istihbaratının Kolombiyalı isyancı liderlere yönelik bazı operasyonlara destek verdiği, bunlar arasında 2008'de Ekvador sınırları içinde gerçekleştirilen saldırının da bulunduğu ileri sürülüyor.
Dönemin Savunma Bakanı, daha sonra Kolombiya Cumhurbaşkanı olan Juan Manuel Santos'un İsrail ile yakın ilişkileri de bu süreçte öne çıktı.
Kolombiya Hava Kuvvetleri, uzun yıllar İsrail yapımı Kfir savaş uçaklarını kullandı. Ülke, 20'den fazla Kfir uçağı tedarik etti ve bu uçakların modernizasyonuna yönelik 150 milyon doları aşan anlaşmalar yaptı.
Kolombiya ordusu ayrıca İsrail menşeli Galil piyade tüfeklerini envanterine aldı. Bu tüfeklerin bazı modelleri, devlet şirketi Indumil tarafından ülkede lisanslı olarak üretildi.
İş birliği Barak MX hava savunma sistemleri, ATMOS obüsleri, elektronik gözetleme teknolojileri ve istihbarat alanına kadar genişledi. Kaynakta bu sistemlere ilişkin bazı anlaşmaların toplam değerinin yaklaşık 230 milyon dolara ulaştığı belirtiliyor.
Ayrıca Pegasus gibi gelişmiş casus yazılımlarının zaman zaman ülke içindeki muhalifleri izlemek amacıyla kullanıldığına yönelik iddialara da yer veriliyor.
Kolombiya'nın İsrail menşeli askerî sistemlere bağımlılığı, Petro'nun İsrail ile ilişkileri sınırlandırma kararlarının savunma ve güvenlik alanında neden büyük tartışmalara yol açtığını gösteren önemli bir unsur oldu.
Filistin'e desteği cumhurbaşkanlığından önce başladı
Petro'nun Filistin meselesine yönelik tutumu, 2022'de cumhurbaşkanı seçilmesinden çok daha önceye dayanıyor.
Bogota Belediye Başkanı olduğu Temmuz 2014'te İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarında hayatını kaybeden Filistinlilerin fotoğraflarını sosyal medya hesabından paylaştı. Aynı dönemde Londra'da Filistin'e destek için düzenlenen gösterilerin fotoğraflarını yayımlayarak İsrail'in saldırılarını sert ifadelerle eleştirdi.
Bu paylaşımlar, İsrail'in Kolombiya Büyükelçiliğinin tepkisini çekti. Büyükelçilik, Petro'yu yanıltıcı fotoğraflar paylaşmakla suçladı.
Petro, Donald Trump'ın Aralık 2017'de Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıma kararına da karşı çıktı.
Mayıs 2018'de Gazze'deki Büyük Dönüş Yürüyüşü gösterilerinde Filistinlilerin öldürülmesini eleştirdi ve İsrail'in uygulamalarını katliam olarak nitelendirdi.
Ayrıca İsrail devletinin Yahudilikle, Kolombiya devletinin de Katoliklikle aynı şey olarak değerlendirilmemesi gerektiğini savundu. Devlet ile dinin birbirine karıştırılmasına karşı çıktı.
Petro'nun cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından da Filistin'e yönelik siyasi ve diplomatik girişimler devam etti.
Eylül 2023'te Bogota'da bir caddeye "Filistin Devleti" adı verildi. Filistin Dışişleri Bakanı'nın katıldığı törende Filistin ve Kolombiya millî marşları çalındı.
Ancak bu dönemde Kolombiya, İsrail ile yakın ticari ve askerî ilişkilere sahip olmayı sürdürüyordu. Petro'nun Filistin'e yönelik desteğine rağmen iki ülke arasındaki geleneksel ilişkiler henüz köklü biçimde değişmemişti.
Bu tablo, 7 Ekim 2023'te başlayan savaşın ardından değişti.
Gazze savaşı İsrail ile ilişkilerde dönüm noktası oldu
İsrail'in Gazze'ye yönelik askerî saldırılarının başlamasının ardından Petro, İsrail yönetimine yönelik en sert eleştirileri yapan devlet başkanlarından biri oldu.
8 Ekim 2023'te sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, 1933 Almanya'sında yaşasaydı Yahudilerin, 1948 Filistin'inde yaşasaydı Filistinlilerin yanında mücadele edeceğini belirtti. Aynı paylaşımda her iki halkın da barış ve özgürlük içinde yaşaması gerektiğini ifade etti.
Ertesi gün, dönemin İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant'ın Filistinliler için kullandığı "insansı hayvanlar" ifadesini eleştirdi. Petro, söz konusu açıklamayı Nazi Almanyası'nın Yahudilere yönelik insanlık dışı söylemleriyle karşılaştırarak bunun yeni bir soykırıma yol açabileceği uyarısında bulundu.
İsrail'in Bogota Büyükelçisinin Hamas'ın saldırılarını kınaması yönündeki çağrısına ise masum çocukların öldürülmesini terör olarak değerlendiren bir açıklamayla karşılık verdi.
Petro'nun açıklamaları İsrail ile Kolombiya arasındaki diplomatik gerilimi artırdı. İsrail, Kolombiya Büyükelçisini Dışişleri Bakanlığına çağırırken Ekim 2023'ün ortalarında Kolombiya'ya yönelik askerî ihracatı durdurma kararı aldı.
Bogota yönetimi de Gazze'de sivillerin öldürülmesini protesto etmek amacıyla Tel Aviv'deki büyükelçisini geri çağırdı.
Petro, İsrail'in Gazze'deki saldırılarını "soykırım" olarak nitelendirdi ve uluslararası kamuoyunu daha sert adımlar atmaya çağırdı.
Bu süreç, Kolombiya'nın İsrail politikasında tarihî bir değişimin önünü açtı.
İsrail ile diplomatik ilişkileri kesti
Gustavo Petro, 1 Mayıs 2024'te Bogota'da düzenlenen İşçi Bayramı gösterisinde yaptığı konuşmada İsrail ile diplomatik ilişkilerin kesileceğini açıkladı.
Gazze'deki saldırıları gerekçe gösteren Petro, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu yönetimine sert eleştiriler yöneltti.
Konuşmasında Filistin meselesinin yalnızca bölgesel bir sorun olmadığını savunan Petro, "Filistin ölürse insanlık da ölür." ifadesini kullandı.
Kolombiya hükümeti, kararın ardından İsrail'deki diplomatik temsil faaliyetlerini sona erdirdi ve Tel Aviv'deki büyükelçiliğinin personelini geri çekti.
Petro yönetimi ayrıca İsrail'den yeni silah alımlarını durdurma kararı aldı. Ancak daha önce imzalanmış savunma sözleşmeleri hukuki yükümlülükler nedeniyle kapsam dışında tutuldu.
Kolombiya ordusunun İsrail yapımı askerî sistemlere bağımlılığı, kararların uygulanmasında önemli bir sorun oluşturdu.
Bu nedenle hükümet, Kfir savaş uçaklarının ve diğer savunma sistemlerinin yerini alabilecek alternatifler aramaya başladı. Bu kapsamda İsveç ile yeni savaş uçağı tedarikine yönelik görüşmeler yürütüldü.
Petro'nun kararları, uzun yıllar İsrail savunma sanayisinin önemli müşterilerinden biri olan Kolombiya'nın dış politikasında köklü bir değişikliğe işaret ediyordu.
İsrail'e kömür ihracatını yasakladı
Petro yönetiminin İsrail'e yönelik kararları diplomatik ilişkilerin kesilmesiyle sınırlı kalmadı.
Kolombiya, Ağustos 2024'te İsrail'e kömür ihracatını yasaklayan bir düzenlemeyi yürürlüğe koydu.
Kömür, Kolombiya'nın önemli ihracat ürünlerinden biriydi. İsrail ise ülkeden kömür ithal eden pazarlardan biri olarak öne çıkıyordu.
Petro, İsrail'e gönderilen kömürün ülkenin enerji ihtiyacının karşılanmasına yardımcı olduğunu ve bunun Gazze'deki askerî operasyonlarla bağlantılı olduğunu savundu.
Ancak ihracat yasağı Kolombiya'daki madencilik şirketlerinin ve sektör temsilcilerinin tepkisini çekti. Şirketler, mevcut ticari sözleşmelerin geleceği ve ihracat pazarlarının kaybedilmesi nedeniyle hükümetin kararlarını eleştirdi.
Temmuz 2025'te yasağın uygulanmasına ilişkin yeni bir tartışma yaşandı.
Kaynakta aktarılan bilgilere göre Malta bayraklı bir geminin Kolombiya'nın Cienaga Limanı'ndan kömür yükleyerek İsrail'e doğru hareket ettiği iddia edildi. Kömür sektöründeki sendikaların söz konusu sevkiyatı Petro yönetimine bildirdiği belirtildi.
25 Temmuz 2025'te açıklama yapan Petro, İsrail'e kömür taşıyan gemilerin durdurulması talimatını verdiğini duyurdu.
Petro, Kolombiya donanmasının ihracat yasağının ihlal edilmesini önlemek için harekete geçeceğini ifade etti. Ayrıca Glencore ve Drummond gibi uluslararası madencilik şirketlerinin yasağı ihlal etmeleri halinde imtiyaz sözleşmelerinin iptal edilebileceği uyarısında bulundu.
ArabicPost'un aktardığına göre bu iki şirket, o dönemde İsrail'in kömür ithalatının yaklaşık yüzde 60'ını karşılıyordu.
Söz konusu gelişmeler, Petro'nun Gazze'ye yönelik politikasının dış ticaret, enerji ve savunma sektörlerini doğrudan etkilediğini ortaya koydu.
Filistin için Lahey Grubu'nun kurulmasına öncülük etti
Petro, İsrail'e yönelik diplomatik ve ekonomik kararlarının yanı sıra Filistin konusunda uluslararası iş birliğini artırmaya da çalıştı.
Kolombiya, Güney Afrika ile birlikte Ocak 2025'te kurulan Lahey Grubu'nun oluşturulmasında öncü rol oynadı.
Progressive International'ın desteğiyle hayata geçirilen girişim, Filistinlilerin haklarının korunmasını, İsrail'in işgaline karşı uluslararası hukuk mekanizmalarının kullanılmasını ve ülkeler arasında ortak adımlar atılmasını hedefledi.
Lahey Grubu'nun 31 Ocak 2025'te düzenlenen kuruluş toplantısına Kolombiya, Güney Afrika, Bolivya, Küba, Honduras, Malezya, Namibya, Senegal ve Belize katıldı.
Girişim, daha sonra farklı bölgelerden ülkelerin desteğiyle genişledi.
15-16 Temmuz 2025'te Kolombiya'nın başkenti Bogota'da Filistin konulu uluslararası bir konferans düzenlendi. Toplantıya 30'dan fazla ülkeden temsilcilerin katıldığı bildirildi.
Petro, toplantının açılışında Filistin'in özgürlüğünün uluslararası toplumun ortak sorumluluğu olduğunu savundu ve İsrail'in Gazze'deki saldırılarına karşı daha etkili önlemler alınması çağrısında bulundu.
17 Temmuz'da konferansın ardından altı maddelik bir eylem planı üzerinde uzlaşıldı. Plana ilk aşamada Kolombiya, Küba, Bolivya, Güney Afrika, Endonezya ve Malezya'nın da aralarında bulunduğu 12 ülke destek verdi.
Gündeme gelen önlemler arasında İsrail'e silah, mühimmat ve askerî amaçlarla kullanılabilecek malzemelerin gönderilmesinin engellenmesi yer aldı.
Ayrıca İsrail'e silah taşıyan gemi ve uçakların limanlardan ve hava sahalarından geçişinin sınırlandırılması, işgal altındaki Filistin topraklarında faaliyet gösteren şirketlerle yapılan kamu sözleşmelerinin incelenmesi ve uluslararası yargı mekanizmalarının daha etkin kullanılması kararlaştırıldı.
Toplantıda, savaş suçlarıyla itham edilen kişilerin uluslararası hukuk kapsamında yargılanabilmesi için evrensel yargı yetkisinden yararlanılması da gündeme geldi.
Bu adımlar, ABD yönetiminin de tepkisini çekti. Kaynakta ABD Dışişleri Bakanlığından bir yetkilinin girişimi Batı karşıtı bir siyasi gündem doğrultusunda uluslararası hukukun araçsallaştırılması olarak nitelendirdiği aktarılıyor.
Petro ise uluslararası hukuk mekanizmalarının Filistinlilerin haklarını korumak için kullanılmasını savunmayı sürdürdü.
Filistin meselesini Küresel Güney'in tarihiyle ilişkilendiriyor
Petro'nun Filistin'e yönelik yaklaşımının temelinde Latin Amerika'nın sömürgecilik ve dış müdahalelerle şekillenen tarihi bulunuyor.
Kolombiya'nın geçmişte İspanyol sömürgeciliğini yaşaması, ABD'nin bölgedeki müdahaleleri ve Latin Amerika'daki bağımsızlık mücadeleleri, Petro'nun siyasi açıklamalarında sık sık yer aldı.
Petro, Filistinlilerin yaşadıklarıyla Latin Amerika halklarının sömürgecilik dönemindeki deneyimleri arasında benzerlik kurdu.
Bogota'daki Lahey Grubu toplantısında yaptığı konuşmada da Gazze'deki savaşın yalnızca Orta Doğu'yu ilgilendiren bir sorun olmadığını ifade etti.
Petro'ya göre Gazze'de yaşananlar, Küresel Güney olarak tanımlanan ülkelerin uluslararası sistemdeki konumu ve güçlü devletlerin daha zayıf ülkelere yaklaşımıyla da bağlantılıydı.
Konuşmasında, Gazze'deki gelişmeleri dünyanın en zengin kesimlerinin baskı altındaki toplumlara yönelik bir güç gösterisi olarak değerlendirdi. Bu yaklaşımını anlatırken İspanya'daki Guernica'nın bombalanmasına atıfta bulundu.
Petro ayrıca Kolombiya'nın sömürgecilik geçmişini hatırlatarak Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkını savundu. İşgal altındaki halkların özgürlük mücadelesinin meşruiyetini vurguladı.
Filistin halkının yaşadığı durumun, geçmişte sömürge yönetimlerine karşı mücadele etmiş toplumlar tarafından daha iyi anlaşılabileceğini savundu.
Bu yaklaşım, Petro'nun gençlik yıllarında benimsediği sol siyasi düşünceler ile cumhurbaşkanlığı döneminde izlediği dış politika arasında belirgin bir süreklilik oluşturdu.
İsrail politikası Kolombiya'da tartışmalara yol açtı
Petro'nun İsrail ile diplomatik ilişkileri kesmesi, silah alımlarını durdurması ve kömür ihracatını yasaklaması, Kolombiya'da farklı tepkilerle karşılandı.
Hükümetin kararlarını destekleyen kesimler, bu adımları Filistinlilerin haklarının korunmasına yönelik önemli bir tutum olarak değerlendirdi.
Buna karşılık muhalefet partileri, savunma çevreleri ve bazı ekonomik aktörler, İsrail ile ilişkilerin bozulmasının Kolombiya'nın güvenlik kapasitesine ve ekonomik çıkarlarına zarar verebileceğini savundu.
Özellikle Kolombiya Silahlı Kuvvetlerinin İsrail menşeli savaş uçaklarını ve diğer askerî sistemleri kullanması, iki ülke arasındaki savunma iş birliğinin kesilmesinin maliyetine ilişkin tartışmaları artırdı.
Madencilik sektörü temsilcileri de İsrail'e kömür ihracatının yasaklanmasının ekonomik sonuçlarına dikkat çekti.
Kaynakta, İsrail'in Kolombiya'nın toplam kömür ihracatındaki payının yaklaşık yüzde 5 olduğu belirtiliyor. Buna rağmen şirketler, ihracat pazarının kaybedilmesi ve mevcut sözleşmelerin etkilenmesi nedeniyle endişelerini dile getirdi.
Petro'nun Filistin'e yönelik açıklamalarını eleştiren isimler arasında eski Savunma Bakanı Juan Carlos Pinzon da yer aldı.
Pinzon, Petro'nun M-19 mensuplarının Libya'da FKÖ üyeleriyle birlikte eğitim gördüğüne ilişkin açıklamalarını eleştirdi.
Eski Savunma Bakanı, Petro'nun tutumunun Kolombiya'yı İran ve Batı karşıtı bir eksene yaklaştırdığını öne sürerek ülkenin güvenliği ve ekonomisi açısından ciddi sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu. Petro'yu terörizme destek vermekle de suçladı.
Buna karşılık Petro, İsrail'in Gazze'deki saldırılarına karşı uluslararası baskının artırılması gerektiğini savunmayı sürdürdü.
Filistin'e destek amacıyla Kolombiya'da düzenlenen gösterilere binlerce kişi katıldı. Göstericiler Filistin bayrakları taşıdı ve Petro'nun İsrail ile diplomatik ilişkileri kesme kararına destek verdi.
Ancak Petro'nun ülke içindeki ekonomik reformları, güvenlik politikaları ve parlamentoyla yaşadığı anlaşmazlıklar, siyasi kariyerinin yalnızca Filistin konusunda aldığı kararlar üzerinden değerlendirilmesini zorlaştırdı.
Kolombiya Anayasası'nın cumhurbaşkanlığı görevini tek dönemle sınırlaması nedeniyle Petro, 2026 seçimlerinde yeniden aday olamadı.
Gerilla hareketinden Gazze diplomasisine uzanan siyasi çizgi
Gustavo Petro'nun siyasi hayatı, Kolombiya'nın son yarım yüzyılda geçirdiği dönüşümle yakından bağlantılı.
Genç yaşta M-19 hareketine katılan, cezaevinde kalan ve örgütün silah bırakmasının ardından yasal siyasete yönelen Petro, yıllar sonra ülkesinin ilk solcu cumhurbaşkanı oldu.
İç politikada ekonomik eşitsizliklerin azaltılması, sosyal hakların genişletilmesi ve silahlı gruplarla müzakereler yoluyla şiddetin sona erdirilmesi gibi hedeflerle hareket etti. Ancak reformları parlamentodaki siyasi dengeler, güvenlik sorunları ve ekonomik tartışmalar nedeniyle çeşitli engellerle karşılaştı.
Dış politikada ise özellikle Gazze'deki savaşın ardından İsrail ile ilişkileri köklü biçimde değiştiren kararlar aldı.
Diplomatik ilişkilerin kesilmesi, yeni silah alımlarının durdurulması, kömür ihracatının yasaklanması ve Lahey Grubu'nun oluşturulması, Petro yönetiminin İsrail'e yönelik politikasının başlıca adımları oldu.
Petro'nun Filistin'e yaklaşımı, gençlik yıllarında benimsediği siyasi düşüncelerle ve Latin Amerika'nın sömürgecilik geçmişine ilişkin değerlendirmeleriyle bağlantılıydı.
ArabicPost'un 26 Temmuz 2025'te yayımladığı portrede Petro, dünyanın birçok hükümetinin Gazze'deki gelişmeler karşısında sessiz kaldığı veya sınırlı adımlarla yetindiği bir dönemde Filistinlilere destek vermekten vazgeçmeyen bir lider olarak değerlendiriliyor.
Kaynağın vurguladığı üzere Petro, Filistin meselesini yalnızca diplomatik bir konu olarak değil, siyasi geçmişiyle, sömürgecilik karşıtı düşünceleriyle ve uluslararası adalet anlayışıyla bağlantılı bir mesele olarak ele aldı.
2026'da görevden ayrıldı, Kolombiya'nın İsrail politikası değişti
Gustavo Petro'nun 2022'de başlayan cumhurbaşkanlığı dönemi 7 Ağustos 2026'da sona erdi. Kolombiya'da Haziran 2026'da yapılan seçimleri kazanan Abelardo de la Espriella, ülkenin yeni cumhurbaşkanı olarak göreve başladı.
Yeni yönetim, Petro döneminde uygulanan dış politika çizgisinden farklı bir yaklaşım benimsedi.
Kolombiya, Petro'nun 2024'te kestiği İsrail ile diplomatik ilişkileri yeniden kurdu. Ülke, 14 Ekim 2026'da Kudüs'te büyükelçilik açtı ve İsrail ile serbest ticaret anlaşmasını yeniden yürürlüğe koydu.
Böylece Petro'nun Gazze'deki saldırılara tepki olarak İsrail'e karşı aldığı diplomatik kararların önemli bir bölümü, cumhurbaşkanlığından ayrılmasının ardından yeni yönetim tarafından tersine çevrildi.
Bu değişim, Petro'nun 2022-2026 döneminde izlediği Filistin politikasını Kolombiya'nın yakın dönem dış politika tarihinin önemli tartışma başlıklarından biri haline getirdi.
Yorumlar (0)