Kemaleddin Altıntaş Hoca, 1925 yılında Trabzon'un Araklı ilçesinde dünyaya geldi. Bölgede Haliloğulları olarak tanınan, ilim ve tasavvuf geleneğine mensup bir ailede yetişti. Babası, medrese tahsili görmüş, icazet almış ve kendi evini medreseye dönüştürerek talebe yetiştirmiş bir âlimdi. Aynı zamanda Ahmed Ziyâeddin Gümüşhânevî Hazretleri'nin Bayburt'taki halifelerinden birine intisap etmişti.
Kemaleddin Altıntaş henüz beş aylıkken babasını kaybetti. Beş çocukla dul kalan annesi, ailesinin geçimini ve çocuklarının terbiyesini üstlendi. Altıntaş Hoca'nın hayatında en büyük yeri tutan isimlerden biri annesiydi. Kendi ifadesiyle güçlü bir iradeye ve dinî hassasiyete sahip olan annesi, çocuklarının ibadetlerini takip eder, kötü alışkanlıklardan uzak durmalarına büyük önem verirdi. Altıntaş Hoca, ilerleyen yıllarda din hizmetinde bulunabilmesini büyük ölçüde annesinin yetiştirme tarzına bağlayarak, "Bu memlekete hizmet etmek istiyorsanız anne yetiştirin." sözleriyle aile terbiyesinin ehemmiyetine dikkat çekti.
Dinî eğitimin zor yıllarında hafızlık mücadelesi
Kemaleddin Altıntaş'ın çocukluğu, dinî eğitimin ciddi güçlüklerle karşılaştığı Cumhuriyet'in ilk yıllarında geçti. Köyünde okul bulunmadığından ilkokula gidemedi. Okuma yazmayı ağabeylerinden öğrendi ve küçük yaşlarda Kur'an-ı Kerim tahsiline başladı.
Yıllar sonra verdiği mülakatlarda, o dönemde Kur'an eğitiminin karşılaştığı baskılardan, hocaların yaşadığı endişelerden ve dinî tahsil imkânlarının kısıtlılığından bahsetti. Türkçe ezan zulmüne de şahitlik eden Altıntaş, bütün bu şartlara rağmen hafızlık eğitimini sürdürmeye çalıştı.
Ancak hem eğitim imkânlarının yetersizliği hem de ailesinin geçimini temin etmek için çalışmak zorunda kalması sebebiyle hafızlığını gençlik yıllarında tamamlayamadı.
1944 yılında Yalova'da askerlik vazifesine başladı. Askerliğinin son 19 ayını Karamürsel'de geçirdi. Bu dönemde dinî tahsilini sürdürmeye gayret etti ve fırsat buldukça İstanbul dersiamlarından Arif Efendi'nin vaazlarını takip ederek kendisine dinî meselelerde sorular yöneltti.
Askerlikten döndükten sonra hafızlığını tamamlamayı kendisine hedef edindi. İstanbul'a giderek tahsiline devam etmek istediğinde annesi, ailenin dört ineğinden birini 80 liraya sattı ve elde ettiği paranın 40 lirasını oğluna verdi. Altıntaş Hoca'nın hayatındaki bu hadise, annesinin onun ilim yolundaki gayretlerine verdiği desteğin en önemli örneklerinden biri oldu.
1949 yılında İstanbul'a gelen Altıntaş, Fatih Dülgerzade Camii imamı Tevfik Efendi'nin yanında hafızlık eğitimine devam etti. Maddi imkânsızlıklar içerisinde, zaman zaman hocalarına ve diğer talebelere hizmet ederek geçirdiği bu dönemin ardından 1950 yılında hafızlığını tamamladı.
Sinan Paşa Camii'nde 35 yıllık hizmet
Hafızlığını tamamladıktan sonra yaklaşık beş yıl Çatalca'nın bir köyünde imamlık yaptı. Bu sırada Arapça tahsiline de devam etti. Daha sonra imamlık imtihanını kazanarak İstanbul'un tarihî camilerinden Beşiktaş Sinan Paşa Camii'ne tayin edildi.
Göreve başladığı ilk günlerde kendisine camideki ihtilaflar sebebiyle önceki imamların uzun süre görev yapamadığı söylendi. Ancak Altıntaş Hoca, burada kesintisiz 35 yıl imamlık yaparak aynı camiden emekliye ayrıldı.
Sinan Paşa Camii'ndeki hizmetleri yalnızca namaz kıldırmak ve vaaz vermekle sınırlı kalmadı. Beşiktaş Müftülüğü binasının yapılmasıyla ilgilendi, Kur'an kursu öğreticiliği belgesi alarak kurs açtı ve uzun yıllar fahri olarak Kur'an-ı Kerim eğitimi verdi. Aynı zamanda düzenlediği dinî sohbetlerle insanların manevi terbiyesine katkıda bulundu.
Mahmud Sami Ramazanoğlu ile tanışması
Kemaleddin Altıntaş Hoca'nın manevi hayatında en önemli dönüm noktalarından biri, büyük mutasavvıf Mahmud Sami Ramazanoğlu Hazretleri ile tanışması oldu.
Çocukluğundan itibaren tasavvufa ve Allah dostlarına ilgi duyan Altıntaş, Sami Efendi'nin ismini ilk defa 1949 yılında duydu. Ancak onunla doğrudan tanışması ve kendisine intisap etmesi 1965 yılında gerçekleşti.
Beşiktaş Müftüsü Fuat Çamdibi'nin vesilesiyle Sami Efendi'nin bulunduğu bir sohbete katıldı. Burada Kur'an-ı Kerim okudu ve sonrasında kendisiyle görüşme imkânı buldu. Bu tanışmanın ardından Sami Efendi'nin manevi terbiyesine girdi.
Altıntaş Hoca, ilerleyen yıllarda Sami Efendi'yi anlatırken onun nezaketine, güzel ahlakına, insanlara gösterdiği şefkate ve ilmiyle amel etmesine bilhassa dikkat çekti.
Sami Efendi'nin sohbetlerinde özellikle üç meselenin üzerinde durduğunu ifade etti: Nefsin ıslahı, kalb-i selim sahibi olmak ve güzel ahlak. Altıntaş Hoca'nın kendi hayatında da bu esasların belirleyici bir yer tuttuğu görülüyordu.
Gönül kazanmayı en büyük servet saydı
Kemaleddin Altıntaş Hoca'nın hizmet anlayışının merkezinde insanlara faydalı olmak vardı. Emekliliğinin ardından Üsküdar'da yaşamını sürdüren Altıntaş, ilerleyen yaşına rağmen gençlerle sohbetlere katılmaya, dinî programlarda bulunmaya ve insanlarla ilgilenmeye devam etti.
Kemaleddin Altıntaş Hoca, 20 Ekim 2026 tarihinde, 101 yaşına girdiği yıl Hakk'ın rahmetine kavuştu. Cenaze namazı 21 Ekim Çarşamba günü İstanbul Üsküdar'daki Küçük Çamlıca Çilehane Camii'nde kılındı.
Kemaleddin Altıntaş Hoca, ardında uzun yıllar sürdürdüğü imamlık vazifesini, güç şartlar altında tamamladığı Kur'an tahsilini, yetiştirdiği talebeleri ve insanlara hizmet etmeyi esas alan bir hayat anlayışını bıraktı. Trabzon'un bir köyünde başlayan ömrü, İstanbul'un mihraplarında ve ilim meclislerinde geçen uzun bir hizmet yolculuğunun ardından nihayete erdi.
Yorumlar (0)