Arkadaşlar Lütfen Kemerlerinizi Sıkıca Bağlayın!
Artık Toplu Katliamların Sıradanlaştığı, Toplu Cinnet Geçiren Türkiye'ye Ulaşmış Bulunuyoruz!
YAKIN GEÇMİŞTE NELER YAŞANMIŞTI?
Hatırlayalım: Cumhuriyet gazetesi, 12 Eylül darbesinin ardından hazırlanan MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası İddianamesi'ne dayanarak Kemal Türkler suikastı emrinin Alparslan Türkeş tarafından verildiğini manşetine taşımıştı.
Her şey "Genelkurmay Başkanı olduk, bundan sonraki aşamada Cumhurbaşkanı olmak en doğal hakkımızdır" diyen Faruk Gürler'in ve Kenan Evren'in kişisel sınır tanımayan ihtiraslarıyla başladı…
12 Mart 1971 Askeri Darbesi’nin Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç, askeri darbenin gerekçesi olarak şöyle bir değerlendirme yapmıştı: “Türkiye’de sosyal gelişme ekonomik gelişmeyi geçti.”
Bu değerlendirmeye uygun olarak da, 1961 Anayasası’ndaki özgürlüklerin ve insan haklarının budanması yoluna gidildi. O dönemdeki budamalar yetmeyince, 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi ile özgürlüklerin budanmasına devam edildi.
Şili’deki Pinochet darbesi (1973) ile ülkemizdeki Kenan Evren darbesi (1980) arasında yedi yıl var.
Her iki darbe de bir gün farkıyla Eylül ayında oldu.
Şili’deki 11 Eylül, bizdeki 12 Eylül.Dönemin (12 Eylül 1980) ruhunu işçi emekçi sınıfının başına kırk yıl boyunca gelecek binbir felaketi Türkiye İşverenler Sendikası Konfederasyonu Başkanı Halit Narin çok iyi özetler.
Askeri darbecilerin 24 Ocak 1980 kararlarını eksiksiz uygulayacağını anladığında Türkiye İşverenler Sendikası Konfederasyonu Başkanı Halit Narin
şöyle demiştir:
“Şimdiye kadar işçiler güldü, biz ağladık. Şimdi onlar ağlayacak, biz güleceğiz.”
1 Ocak 1985'te Turgut Özal'ın Türkiye'ye ithal ettiği KDV Canavarı'yla tanışmıştık…
Cin artık lambadan çıkmıştı…
Aylık bağlama oranları yasasıyla emekli maaşlarına aylık bağlama oranı yüzde 70'ten yüzde 30'a düşürülmüştür…
Sonuçta bugün patlamaya hazır bir toplum var…
Patlamaya hazır bir Frankenstein yaratıldı…
Hepimiz hep birlikte bunun sonuçlarına fena halde katlanacağız…
Bunlar da iyi günlerimizdir…
Bastırılan, organize bir şekilde Mart 1994'ten bugüne soyulan, yağma ve talana uğrayan, susturulan toplumlar eninde sonunda adeta bir hidrojen bombasıymışçasına patlayacaktır…
Yapılan tahminlere ve raporlara göre Türkiye'de yaklaşık 30 milyon civarında ruhsatsız (kaçak) silah bulunmaktadır.
KARL MARX NE DEMİŞTİ?
Karl Marx : "Sermaye Çalınmış Emektir"
Karl Marx, "Sermayenin anlamı, vampir gibi, sadece canlı emeği emerek yaşayan ve ne kadar çok emek emerse o kadar çok yaşayan ölü demektir."
Marx, makineler, fabrikalar, hammaddeler ve para gibi üretim araçlarından oluşan sermayeyi "ölü emek" olarak tanımlar. Çünkü bunlar geçmişte insanlar (işçiler) tarafından üretilmiş ve birikmiş olan emektir, tek başına cansızdırlar.
Canlı Emek: Fabrikada ya da tarlada çalışan, enerjisini, kas gücünü ve zamanını harcayan işçinin bugünkü faal emeğidir.
Vampir Benzetmesi: Nasıl ki bir vampir yaşamak için taze kana muhtaçsa, sermaye de var olabilmek, büyümek ve kar elde etmek için sürekli olarak işçinin canlı emeğini sömürmek zorundadır.
Artı-Değer: İşçi ürettiği değerden fazlasını çalıştığı süre boyunca sermayeye aktarır; sermaye ne kadar çok canlı emeği tüketirse (yani çalışma süresini ne kadar uzatırsa veya sömürüyü ne kadar artırırsa), o kadar güçlenir ve büyür.
BURSA KORTEKS İŞÇİLERİ DE PATRONLARINI ANLATTI
Bursa Korteks işçileri yazdı:
‘Ahmet Nazif Zorlu’yu iyi bilmezdik’Zorlu Holdinge bağlı polyester iplik fabrikası Korteks’ten üç işçi, sendika düşmanlığı ve işçilere karşı zorbalıklarıyla bilinen ‘patron’larını yazdı.
Zorlu Holdingin patronu Ahmet Nazif Zorlu 2 Kasım günü öldü. Zorlu, yaklaşık 1 milyar dolarlık servetiyle, Forbes Türkiye’nin “En zengin 100 Türk” listesinde 35. sıradaydı. Zorlu Holdinge bağlı polyester iplik fabrikası Korteks’ten üç işçi, sendika düşmanlığı ve işçilere karşı zorbalıklarıyla bilinen ‘patron’larını Evrensel için yazdı.
İşçilerin mektupları şöyle:
"Zorlu gelince herkes köşe bucak kaçıyorduYaklaşık 10 yıldır Korteks firmasında çalışıyorum. Ahmet Nazif Zorlu ile bugüne kadar birebir herhangi bir sohbetim veya iletişimim olmadı. Ancak Korteks’e ziyarete geldiği zamanlarda çalışanların, amirlerin ve müdürlerin ortalıkta görünmemeye çalıştıklarına defalarca şahit oldum. Bunun sebebinin de kendisinden azar işitmemek olduğu söyleniyor. Çalışanlara karşı üslubunun sert ve zaman zaman kırıcı olduğu, hatta ağzının bozuk olduğu yönünde çalışanlar arasında konuşulanlar var. Öyle ki, kendisi fabrikaya ziyarete geldiğinde bazı çalışanların kapıdan içeri girerken dua ederek girdiği söylenir. Benim düşünceme göre, bir iş yerinde çalışanlara karşı yaklaşım gerçekten olumlu ve yapıcı olsaydı, patronun ziyarete geldiği zaman amirlerin ve müdürlerin ortalıkta görünmemek için çaba göstermesine gerek kalmazdı. Bir yöneticinin gelişi çalışanlarda korku ve tedirginlik değil, güven ve huzur oluşturmalıdır."





